Haber Girişi : 06 Mart 2020 00:04

Dışarının güvensizliği, içerinin tekinsizliği

Boş bir duvarı saatlerce izlemek. Ayaklarının uyuştuğunu fark edip bu saçma davranışını sorgulamak. Bir zincirin tüm parçaları bu ikilemle dolu. Saatlerce izlediğin duvar sana yeni bir düşüncenin en saf halini verebilir. Düşüncenin hammaddesine ulaşmak için duvarın karşısına oturmak ise aynı sonucu getirmeyebilir. Ulaştığın düşünceye karşı oluşun ise yaptığın hareketin saçma olduğunu kabul ettirip yeniden sorgulatabilir.

Bir duvarın karşısında oturuyorum şimdi. Bana cevap vermediğini sandığım duvar, düşüncemi kabul etmediğim noktalara sürüklüyor. Kendi yanılgıma öfkeleniyor, saatler sonra duvarın karşısından kalkmaya çalışıyorum, kalkamıyorum. Ayaklarım uyuşmuş. Duvarın kireç rengini almış ve bu uyuşukluk bacaklarımı sarmaya devam ediyor. Düşüncemin duvarlaştığını görüyorum ve iç sıkıntımın geçmesini bekliyorum. Aslında saatlerce duvarı izlemek tam bir saçmalıktan ibaret benim için. Çünkü fazla düşündüğüm zaman hep daha çok üzülmekten korktum ve bu korkuya yenik düştüm.

Sonra dengesizliğim tutuyor. Umutlar barındırmaya çalışıyorum içimde. Fakat bu başarısız düşünce dünyamda, ezilmiş becerilerimde, hatta uyuşmuş ayaklarımda hiçbir işe yaramıyor umutlarım. Kaygılarım arttıkça geçmişi özlemeye başlıyorum. Umut tohumları yeşermiyor böylece içimde. Takılıyorum geçmişe ve orada kalıyorum. Zaten yaşanıp bitmiş olan bir anı, kafamın içinde defalarca yaşamaya ve o anı durduk yere aklıma gelecek hale getirmeye çalışıyorum. Kendi beceriksizliğimi devamlı hale getirdiğimi fark ederek yapıyorum bunu. Hiçbir doğru sözün ağzımdan çıkmadığı gibi başarılı bir düşünceye de ulaşamıyorum. Sadece uyuşuyor, tek başıma yaşadığım bu evde kalabalıklaşıyorum. Kaygılarım çoğalıyor ve eşyalarımda ruh buluyor. Yaşamak istiyorum. Fakat bu isteğim, evim dediğim zindandan çıkartmıyor beni. Bitki çayları içiyorum, sebze ve meyve yiyorum sık sık. Virüse yakalanmak istemiyorum, sosyal çevremden hiç kimse ile görüşmüyor, bu aralar çok meşgul olduğumu söylüyorum, hatta rapor aldım, işe bile gitmiyorum. Fakat rahat uyuyamıyorum. Ya deprem ben uyurken olursa? Bu koca bohemyanın altında kalırsam ve dünyadan habersiz bu dünyadan gidersem? Olası bir deprem için hazırladığım sırt çantamı duşa girerken bile yanımdan ayıramıyorum.

Korkmadığımı zannediyordum ama karşımdaki duvar beni bu şekilde kendimle yüzleştirdi. Aynaya bakıp kendimle yüzleşmeye ise hiç hazır değilim. Kimbilir bu boş duvarın yaptıklarından daha fazla neler yapar bana!

Korkusuzca sokaklara çıkıp rastlaştığım arkadaşlarımla kucaklaşmaya, rasgele karşıma çıkan çocuğun başını okşamaya, kalabalık bir mekanda rahatça kahvemi içmeye ve tüm bu huzursuz düşünceleri neden gerçekleştirmediğimi onlara, anlamayacak olanlara anlatmaya hazır değilim. Dışarısı güvenli değil, içerisi de. Kafamın içi güvenli değil, onların düşünceleri de. Kaygılarıma sığınıyorum. Tek güven veren onlarmış gibi gelse de en çok onlar kaçırıyor tadımı oysa. Benden başkalarına da bunları hissediyor mu? Mesela kaçıp gitseniz, gidebileceğiniz güvenli bir sığınağınız var mı? Ne kadar yaşayabilirsiniz ki orada? Buradan daha güvenli mi gerçekten? Hiç mi özlemez insan güvensiz de olsa bazı yerleri, hiç mi aramaz bazı kişileri?
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.