Haber Girişi : 05 Mart 2020 03:25

İzbe

Yürüyorum karın mermi gibi yağdığı sokaklarında Bursa'nın. Yüküm omuzlarımı aşmış. Kafamın karışıklığını göz ardı edip o izbeye yürüdüğümü biliyorum.

Pek kimseler uğramaz bu yere. Burası eskimiş şehrin kuytu bir çay ocağı.
Tek çalışanı var. Üç beş de müşterisi.
Çay belki en güzel burada içilmez ama en güzel çay burda tüter. Türkünün en yanığı burda çalar.

Derken girdim içeri, fazla soğuk. Ellerimi ovuştururken, uzun boyuyla yaklaşıp ateş sordu, yok, dedim.
Konuşmadan eli boş döndü iskemlesine. Sonra yan taraftan biri uzattı istediği ateşi.
Derdi epeydi, yaşı yüzündeki çizgiler kadar.
Bir tütün tutuşturdu kuru dudaklarına, sonra verdi ateşi. Belliydi. Bıraksalar dünyayı da boğacaktı kırmızıya.
Gözümü onun dertli yüzünden ayıramıyordum.
Çatlak ellerini gezdirdi şakaklarında. Dumanı savurdu. Saçlarıyla aynı ton.
Seslendi, soğuk suya bir kahve istedi.
Dünyanın bütün tatları silinmiş kadar acı olmalıydı kahvesi.

İnce bir türkü yandı kırık radyodan.
Mermi hızıyla kesildi sesler.
Türkü bir anda tüm vücudunda infilak etmişti sanki.
Beni yeni fark etmiş gibi yaklaştı tekrar.
Ateş sordu, yok, dedim.
Son tütününü elime sıkıştırıp, kapıdan, yüzünü kesercesine yağan kara yürüdü.
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.