Haber Girişi : 07 Mart 2020 01:42

Maskeli balo

"Beni ben olduğum için sevebilecek insanlar varken, ben başkaları için değişmeye çalışmışım." Birkaç ay önce kurduğum bir cümleydi bu. Belki de hayata dair öğrendiğim en mükemmel derslerden biri. Bu dersi bu kadar geç öğrenmenin hafif burukluğunu da yaşıyorum açıkçası içimde.
Gün içinde farklı maskelere bürünüyoruz ve bunu, sosyal hayatın gerekliliklerinden sayıp topluma uyum sağladığımızı düşünüyoruz. Yaptığımızda bir yanlış görmediğimiz gibi bizim gibi olmayanlara da anlam veremiyoruz. Birbirimizi anlamak yerine bildiğimiz anlamlara yerleştirmek istiyoruz diğerlerini.

Mutlu olan bir kadın, kahkahalarını saklıyor belki de daha edepli durabilmek için. Kendini, kendi deyimiyle berbat hisseden bir adam da ağlamıyor güçlü olduğunu gösterebilmek için. Kadın da rol yapıyor, adam da. Mükemmel bir tiyatro gösteriminde miyiz? Hayır, hiç de değil, hayatın içindeyiz. Üstelik bu rollere hepimiz büründük. Üstesinden gelebileceğimiz rollere büründüğümüz gibi, altında ezileceğimiz rollere de büründük.

Mükemmel bir oyuncu muyuz? Belki.
Peki, bunları neden yapıyorsunuz? Neden yapıyoruz? Kendimiz gibi olmamak hoşumuza mı gidiyor?
Tam olarak öyle değil.
İnsan pazarı içinde sevilmek için rol yapıyoruz.

Bu pazarı kim kurdu bilmiyoruz ama hepimiz destek veriyoruz. Kendimizi, uyumlu olmak adı altında pazarlamaya çalışıyor ve yeri gelince de bu durumdan şikâyet ediyoruz. "Beni kimse anlamıyor," diyoruz ama kendimiz de olmuyoruz. Kendimize yabancı kalmayı seçiyoruz ama etrafımızda bize uyum sağlayabilecek insanlar istiyoruz. Kendimizi tanımıyoruz ve insanların bizi tanıyıp anlamasını bekliyoruz.
Her insanda tanınmaya değer bir şeyler vardır diye düşünmüştüm hep ve her dile getirdiğimde, "Bir katilin tanınmaya değer neyi var," ya da "İnsanları taciz eden birinin tanınmaya değer neyi var," derlerdi. Bunun cevabını bulamamıştım uzun bir süre ama o zamanlarda da haklı olduğumu hissederdim, tanınmaya değer bir şeyler olmalıydı. Yoksa neden yaratılmıştı ki?

Değersizlik, biz insanların pragmatist bakış açısıyla diğerlerine etiketler yakıştırmasıydı. Bir yerde değerliyken başka bir yerde değersiz olmam doğru değildi. Ben, hâlâ aynı bendim. Değişen ortamlar ve standartlar, değişen şey benmişim gibi bana yakıştırdığı etiketleri değiştiriyordu. Ve bunu o kadar doğalmış gibi yapıyordu ki hepimiz hak veriyorduk. Bu yüzden de ortamlar ve standartlar değiştikçe biz de maskeler değiştirir olduk. Günün sonunda hangi maskeyi takıyorsak bir sonraki değişime kadar o maskeyi taşıdık. Ne mi oldu? "Ben böyleyim," demek yerine, "Ben böyle olmalıyım," demeye başladık. Kendini tanıyanlar, kendi gerçekliğini değil de maskelerini tanır oldu. "Kimsenin kahrını çekemem," diyenler, yüzlerinde onlarca maskeyle insan pazarlarında yorulmadan gezinip durdu. Aynaya bakıp gülümsediğinde maskenin değil de kendisinin gülümsediğini sandı. Bu sahtelikler arasında kendi gerçekliğini bulduğunu sandı.

Hepimiz insan pazarlarında dolaşıyoruz. Kimimiz maskeleriyle, kimimiz de sevdikleriyle.

Kendimiz olduğumuz sürece maskelerimiz çatlıyor ve ayaklarımızın önüne düşüyor. Haliyle rol yapmanın manasızlığını da anlıyoruz. Herkes başrol olmaya çalışırken, siz kendi hayatınızın başrolü oluyorsunuz. İnsanların tek bir başrol için yarışmasının gereksizliğini fark ediyor ve herkesin şu hayatta başrol olabileceğini anlıyorsunuz. Haliyle söylenmesi gereken replikler de kalmıyor. Tek bir kural oluyor: Birbirimizi incitmeden kendimiz olabilmek.

İnsan pazarı içinde, sevdiklerimle beraber kimseyi incitmeden kendim olmaya çalışıyorum. Ben, bu hakkı kimseden istemedim. Bu, benim en doğal hakkım ve seçeneğimdi. Sadece söylenmesi gereken replikleri reddettim, kendimden utanç duymayacağım kelimeler sarf ettim. Ben, ben olmanın mutluluğunu yaşadım ve bu mutluluğu sizlerle paylaştım.

Yüzünüzde maskelerle değil de yanınızdaki sevdiklerinizle olun.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.