SANATIN EVİ
Yayınlanma : 07 Haziran 2026 22:46
Düzenleme : 07 Haziran 2026 23:10

Yazarın Evi | Dilek Kadıoğlu

Yazarın Evi | Dilek Kadıoğlu
Yazarımız Dilek Kadıoğlu, 'Sanatın Evi' köşesinde bizleri, ilk kitabını yazdığı günlere ve hayalindeki eve götürüyor.

Hayalimdeki Ev

Hayalimdeki ev; şehrin kalabalığından uzak, ormanın içinde yer alan, iki katlı ahşap bir ev. Sabahları perdeyi aralamama gerek kalmaz; çünkü evimde perde yok. Güneş ışığı ve ağaçların arasından süzülen gölgeler günün ilk misafirleri olur.

Evin etrafını saran geniş bir bahçe hayal ediyorum. Bahçenin bir köşesinde çiçeklerim ve kendi sebzelerimi yetiştireceğim seram var. Toprakla uğraşmak, yeni açan bir çiçeği görmek ya da dalından kopardığım bir domatesi mutfağa götürmek günün en güzel anlarından biri olurdu.

Bahçenin bir başka bölümü ise gerçek sahiplerine ait; tavuklar, horozlar, civcivler, kazlar, ördekler ve türlü türlü kuşlar gün boyu kendi dünyalarında yaşar. Bazen elimde kahvemle onları izler, bazen de ördeklerin peşinden koşarken kendimi çocukluğuma dönmüş gibi hissederim. Horozun sesini taklit etmeye çalıştığımda bana mı cevap verirdi, benimle dalga mı geçerdi, hâlâ emin olamam. En çok da ördeklerin suya kendilerini bırakışlarını izlemeyi severim; sanki dünyada hiçbir dertleri yokmuş gibi.

Ördeklerin kendilerine ait bir havuzu varsa, benim de olmalı diye düşündüm; bu yüzden bahçenin diğer tarafında benim için ayrılmış bir havuz var. Sonuçta bütün gün onların keyfini izledikten sonra biraz da ben yüzmeyi hak ediyorum. Belki aramızda sessiz bir anlaşma olur; onlar kendi havuzlarında, ben kendi havuzumda serinlerim. Yine de ördeklerin bu anlaşmaya ne kadar sadık kalacağından pek emin değilim.

Havuzun yanında bir kamelya ve salıncaklar bulunuyor. Yaz akşamlarında kahvemi alıp salıncağa oturabileceğim, kuş seslerini dinleyebileceğim ve gökyüzündeki yıldızları seyredebileceğim sakin bir köşe.

Evin en sevdiğim bölümlerinden biri ise, kış bahçesi. İçinde yanan bir şömine var. Dışarıda yağmur yağarken ya da kar düşerken şöminenin karşısında oturup kitap okumayı, kahvemi yudumlamayı ve zamanı biraz yavaşlatmayı hayal ediyorum.

Evin alt katındaki tüm kapılar doğrudan bahçeye açılıyor; içerisiyle dışarısı arasında keskin sınırlar yok. Mutfağım beyaz ve ferah; oturma odamda rahat bir köşe koltuğu, sade bir ünite ve büyük bir televizyon bulunuyor.

Bir odamı ise tamamen kitaplarıma ayırdım. Boydan boya kitaplıkla çevrili bu oda aynı zamanda çalışma odam; yazılarımı yazdığım, yeni dünyalar kurduğum ve bazen vaktin nasıl geçtiğini unuttuğum bir yer.

Belki de bu yüzden böyle bir ev hayal ediyorum. Çünkü hayatımın en güzel yolculuklarından bazıları bir masanın başında başladı. İlk kitabım olan 39 Numaralı Yolcu aklıma geliyor mesela. O kitabı Beşiktaş'ta yaşadığım yıllarda yazmıştım. Penceremin önüne konan bir kumruya sebepsizce bağlanmış, günlerce onu izlemiştim. Eski bir radyodan gelen sesler eşliğinde yazıyordum. Belki de bana ait olmayan bir seslenişe tutulmuştum; kimin söylediğini bilmediğim ama içimde yankılanan bir çağrıya.

Kitabın ilk satırları bir otogarda doğmuştu. Soğuktu. Peronlar kalabalıktı. İnsanlar bir yerlere gidiyor, bir yerlerden dönüyordu. O sahne, zihnimde uzun süre kaldı. Sonra yıllar önce Taksim’de tiyatro eğitimi aldığım günlerden kalan duygular gelip o hikâyeye karıştı. Otogarın soğuğu, sahnenin ışıkları, radyodan gelen sesler ve pencereye konan bir kumru.

Birbirinden çok uzak görünen bütün parçalar sonunda aynı hikâyede buluştu. Belki bu yüzden hayalimdeki evde büyük bir çalışma odam var. Çünkü bazen bir kitap, bir masada değil, bir kumrunun kanadında, bir radyo sesinde ya da insanın içine düşen küçücük bir cümlede yazılmaya başlıyor.

Şimdi gerçek dünyadan çıkıp yeniden hayalimdeki eve dönelim:

Üst katta beyaz tonların hâkim olduğu bir yatak odam var; hemen yanında da geniş bir giyinme odası bulunuyor. Evin her köşesi sadelik, huzur ve doğayla iç içe olma hissiyle dolu.

Belki birçok kişi için bu sadece bir ev hayali olabilir; ama benim için bu ev, hayvanların özgürce dolaştığı, kitapların duvarları kapladığı, çiçeklerin açtığı, şöminenin yandığı ve insanın kendini ait hissettiği bir yaşamın hayali. Çünkü bazen insan bir ev değil, kendini bulduğu bir yuva hayal eder.

Dilek Kadıoğlu

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.
John Berger | Ressam Olmak
Louis Wain
Ada
Gece Defteri
Sıradışı Bir Asgari Müşterek: küçük İskender
Jean Baudrillard | Nefret
Şiirde Sansar Var!
Tomris Uyar | Çiçek Dirilticileri
Ümit Kardaş | Aşk Biter mi?
Ressamın Evi
Stan & Ollie
Abdülkadir Budak | Şairin 12\
Melih Cevdet Anday
Şairin 12\