KİTAP Haber Girişi : 26 Temmuz 2021 05:02

Yalnızlık çağında aşka tutunan bir şair

İkinci kitabı ‘En Çok Sen Yoktun’da Alparslan Yige, okuyucuyu, ezeli ve ebedi bir aşk yolculuğuna çıkarıyor.

Alparslan Yige’nin, var olan bütün değerlerin tersyüz edildiği ve anlamını yitirdiği bir çağda, baştan sona bir arayışın ürünü olan ‘En Çok Sen Yoktun’ isimli ikinci kitabı, geçtiğimiz günlerde okuyucusuyla buluştu.

 

Kısa şiirsel metinler, aforizmalar ve şiirler toplamından oluşan romantik kitabı ‘En Çok Sen Yoktun’da yazar, okuyucuları, gece ve sessizliğin orta yerinde, yalnızlık ve hayal kırıklıklarıyla dolu bir halde, içinde bitmez tükenmez bir boşluk duygusuyla baş başa bırakıyor.

 

Tekil bir aşktan yola çıkarak ‘gitmek’le ‘kalmak’ arasında sıkışıp kalanlara, yokluk ve yoksunluğun tedirgin edici, korkutucu yüzünün, aslında ‘yıkıcı’ değil ‘yapıcı’ olabileceğini de gösteren yazar, onca hata ve pişmanlığın ardından içedönmenin, kendimizi tanımaya/anlamaya çalışmanın, –ve hepsinden de önemlisi– kendimizi sevmenin ne kadar önemli olduğuna işaret ediyor.

 

Varoluşa ebedi yolculuk

 

Zaman mefhumunun sadece kişisel serüvenimizden ibaret olmadığını, bütün yaşanmışlıkların toplamından oluştuğunu, kâinatın bir tek ‘aşk’ için yaratıldığını ve yaşamımıza anlam katan tek şeyin de aşk olduğunu çok iyi bilen yazar, ‘En Çok Sen Yoktun’da okuyucuyu ezeli ve ebedi bir arayış yolculuğuna çıkarıyor.

 

O sonsuz yolculukta, ‘gidecek hiçbir yeri olmayanlar için tren garları’, ‘karanlığın içine gömülmüş şehirlerin kahve kokulu sokakları’, ‘bir insanda kendini tanımanın sırları’ var. Bakışların büyüsü, ‘kelimelerin acziyeti’, nerede olduğunu bilmediğiniz, her seferinde uçuruma düştüğünüz, ‘her şeyin içinde olan ama hiçbir yerde olmayan bir sevgili’ var. Sevgisiz, ikiyüzlü, yalancı insanlar, ‘dizleri kanayan çocukluğunuz’, susmanın sihri, gecenin avutucu dinginliği var.

 

Ve sonsuza dek aranan bir ‘mutluluğun, her şeye sahip olarak değil, sadece hayata ait olarak bulunabileceği’; ‘bir sahil kasabasında, bir sabah kahvaltısında, bir çocuğun iç çekişinde’, her yerde ama her yerde, anda ve yaşamın içinde, bölüşerek, gülüşerek görülebileceği var.

 

Cismani aşktan ilahi aşka

 

Alparslan Yige’nin ‘En Çok Sen Yoktun’ isimli kitabında çoğunlukla bir tek kişiye duyulan aşk, kitap boyunca okuyucuyu, zahiri bir alandan batıni bir alana çekiyor; başka bir deyişle, bir tek kişide cisimleşmiş olan aşk, ruhani/ilahi bir alana doğru kayarak tasavvufi aşka açılıyor.

 

Bu yüzden yazar, sevgilinin gözlerinde, sessizlik ve suskunluğun içinde eriyip gitme isteği duyuyor. Bu yüzden, “O sadece güldü.../ Sonra her şey,/ O’nun suretine büründü” diyor.

 

İşte bu yüzden, sıklıkla ‘yokluk’ ve ‘yoksunluk’tan bahsediyor; ‘unuttum dediği anda yakalanıyor yine o yokluk haline’.

 

Ve bu yüzden, Düşün ki aslında biz yokuz, hiçliğin içinde biçilen rolleri hiç kimseye oynuyoruz” diyor.

 

Ve belki de bu yüzden, “Maşuk uyur/ rüyasını âşık görür” diyor ve biz okuyuculara, kitabına adını verdiği o sihirli cümleyi söylüyor: ‘En çok sen yoktun’.

 

Ayhan Şahin

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.