Ütopya Senatosu tarihi bir gün için toplanmış, sabırsızlıkla Dünya gezegeninden gelecek araştırma heyetini bekliyor.
Ütopya gezegeni, uzaydaki milyonlarca gezegenden biri. Yıllar boyunca Ütopya halkı özgürlük içerisinde mutlu bir yaşam sürdü. Mutsuz oldukları tek an ise, bir ferdin ölümünden duydukları üzüntü; aralarından bir kişinin eksilmesi ve ortak anılardan dolayıydı. "Gezegenin doğasından gelen, yine doğaya dönmeli" diye düşünüyorlardı. Bunun için bir kişi öldüğünde onu, her tarafı ağaçlarla kaplı, yüksek tepelerden birine bırakır, doğaya verirlerdi.
Ütopya'da yaşayanların gelecek endişeleri de yoktu. Ütopyalılar ortaklaşa üretir, üretilen ürünler belli merkezlerde toplanır, her birey ihtiyacı kadarını alırdı. Gerektiğinde imece usulüyle çalışırlardı neşe içinde. Okullarda öğrencilere ağırlıklı olarak bilim, sanat ve tarih dersleri verilirdi. Bilimsel araştırmalar ve buluşlar gezegen halkları yararı içindi ve halk yararına kullanılırdı.

Uzayda keşif yolculukları yaparlar, diğer gezegenler hakkında bilgi edinirlerdi. Bazı gezegenlerde yaşam olduğunu; ama bu defa içinde kendilerine benzer canlıların yaşadığı bir gezegen tespit etmişler, birkaç keşif gezisinin ardından Ütopya Halk Meclisi, bu yeni gezegen hakkında daha detaylı bir keşif için özel bir ekip göndermişti. Uzun bir aradan sonra ekip dönmüştü ve yeni gezegen hakkındaki raporlarını Senato’ya sunacaklardı.
Heyecanlı bekleyişin ardından nihayet anons geldi:
"Sayın Ütopya Senatosu üyeleri, galaksi araştırma ekibi raporlarını sunmak üzere huzurlarınızda..."
Araştırma ekibi Senato üyelerinin coşkulu alkışları arasında, üyeleri selamlayarak, sunumlarını yapmak üzere salondaki yerlerini aldılar.
"Ütopya’nın değerli üyeleri, uzun süren bir yolculuk ve araştırmalardan sonra Ütopyamıza dönmekten çok mutluyuz. Araştırma yaptığımız gezegenin adı, Dünya. Gezegende yaşayanlar bu adı vermişler ve en ilginç olanı görüntüleri, yani anatomik yapılarının bizlere çok benzeyen canlıların yaşaması ve bu canlılara 'insan' diyorlar. Gezegenin her tarafını, geçmiş dönemlerine kadar titizlikle araştırıp inceledik. Çoğunu da görsel olarak kayda geçirdik, bunları size ayrıntılarıyla anlatmaya çalışacağız. Şunu da önceden belirtmeliyiz ki, bu gezegende yaşananlar bizlere ders niteliğinde olmalıdır. Raporumuzu sunduktan sonra bunu çok daha iyi anlayacaksınız.
"Dünya gezegenine bizlerden önce de başka galaksilerden gidenler olmuş, bazıları gezegenin belli bölgelerinde Dünya yılı ile uzun yıllar yerleşik kalmışlar, Dünya yılı ile özellikle Mısır ve Mezopotamya adını verdikleri bölgelerde 15.000 yıl öncesine ait izler bulunmuş, ancak neden ayrıldıkları gezegen tarihlerinde de açıklığa kavuşmamış.

"Gezegenin dörtte üçü denizlerle kaplı. Yerçekimi var ve bu nedenle yaşamaya son derece elverişli. Gezegenin jeolojik geçmişi çok eski yıllara dayanıyor. Dünyalıların kayıtlarından öğrendiğimize göre, birçok evreden ve değişimden sonra bu aşamaya gelinmiş. Gezegen yedi büyük kara parçasından oluşmuş ve bu parçalardan her birine kıta demişler, her kıta karasının da bir adı var. Yine bu kara parçalarında yaşayan milyarlarca insan canlısının birbirlerinden farklılıkları da bulunuyor. Gezegenin oluşumundan itibaren evrimleşerek şu anki görünümlerine gelmişler. Gerçi gezegenin bazı bölgelerinde yaşayan bu insan adı verilen canlıların inançlarına göre, bir tanrı tarafından yaratılmış ilk insandan çoğalarak bugünlere geldiğine inananlar var ve gezegenin bu tanrı tarafından tüm doğa ve canlılarla birlikte yaratıldığına inanıyorlar.
"Gezegenin ilk insanları avcılıkla yaşamlarını sürdürüp, birlikte avlanıp avlarını paylaşırlarmış; yani bizim yaşamımıza benzer ama çok ilkel koşullarda yaşarlarmış. Yerleşik yaşama geçince toprağı işlemeyi öğrenmişler; çalışmaları yine birlikteymiş. Yerleşik düzene geçmekle birlikte özel mülkiyet oluşmaya başlamış. Küçük yerleşim birimleri daha büyük yerleşim birimlerine / alanlarına dönüşmüş, sınırlar belirmeye başlamış. Sınırlarla birlikte güvenlik ve sınır çatışmaları, silahlanmayı doğurmuş. Başlangıçta her büyük yerleşim yerinin kendi tanrısı varmış ve bu yaptıkları tanrıları sembolleştirerek çeşitli şekillerde ibadet unsurları oluşturmuşlar ve böylece gezegenin hemen her yerinde bir ruhban sınıfı ortaya çıkmış. Tanrılarına çeşitli hediyeler, adaklar, kurbanlar verilmeye başlanmış; bu kurbanlar genellikle hayvanlar olmakla birlikte insanların da kurban edildiği dönemler yaşanmış.
"Daha sonraları gezegenin ve evrenin bir yaratıcısının olduğu düşüncesi gezegenin büyük bölümünde kabul görmüş. Yedi bin dünya yılında aynı Tanrı'nın değişik tarihlerde gönderdiğine inanılan üç ayrı dine mensup insanların aynı yaratıcı Tanrı'yı kabul etmesine karşın, farklı dinler ve bu dinler içinde mezhep adı verilen ayrışmalar meydana gelmiş. Uzun yıllar boyunca bu inanç ve mezhep savaşlarında sayısız insan öldürülmüş.
"Gezegendeki hızlı değişimlerle birlikte, özellikle bilim ve teknoloji alanında gelişmiş, güçlü devletler, ekonomik güçlerini daha da artırmak ve daha fazla kazanmak için çeşitli yolları denemişler ve denemeye de devam ediyorlar. Bu rekabet, bölgesel çatışmalar ve savaşlara yol açmış, son yüzyılda iki büyük kitlesel çatışmada milyonlarca insan yaşamını yitirmiş. İkinci büyük savaşta ilk kez atom bombası adı verilen nükleer kitle imha silahları kullanılmış; sonrasında ise büyük güç sahipleri nükleer silah üretimine yönelmişler.

"Nükleer diye adlandırılan bu silahların yeni bir çatışmada kullanılması durumunda gezegen kendi sonunu getirmiş olacak. Bu yüzden bu güce sahip devletler diğer devletleri bu silahı kullanmakla tehdit ediyorlar. Gezegende savaşlara karşı çıkan çok büyük bir grup da var; insanları bilinçlendirerek, sınırsız, silahsız, savaşlardan arınmış bir gezegen yaratmak için mücadele ediyorlar.
"Bizim gezegenimizde böyle sorunlar yok; Dünya gezegeninde gördüğümüz bu aykırı ve yaşam onuruna yakışmayan eylem ve oluşumlardan halkımızı korumak için bizlerin gezegenimizin temelini oluşturan komün birliği ve özgür yaşam biçimini çok iyi işletmesi gerekiyor. Dünya’da yaşananlar bize ders olmalı ve halkımız bu konuda bilinçlendirilmeli.
"Dünyalı küçük bir ailenin notlarından edindiğimiz şu bilgiler çok önemlidir: 'Biz aile olarak görüşmek istediğimiz diğer ailelerin yaşamına bakarız; aile fertleri mutlu ve birbirlerine saygı duyuyor, hoşgörülü iseler görüşürüz, kötü örneklerden kaçınırız.'
"Dünya gezegeninin Ortadoğu diye adlandırdıkları bir bölgesi var ki, dinlerin çıkış merkezi de burasıdır, burada savaşlar hiç eksik olmaz. Yine bu bölgedeki Anadolu adı verilen bölge halkı birinci büyük savaş sonunda galip devletlerin paylaşımına karşı Kurtuluş Savaşı vermiş ve onları yenerek bağımsızlıklarını kazanmışlar. Gezegenin en büyük liderlerinden biri olarak gösterilen, Atatürk adı verilen bir asker ve siyasetçi 'Yurtta barış, cihanda barış' sloganı ile savaşlara karşı olduğunu belirtmiş, diğer Dünya ulusları da bunu benimsemişler. Ama belirttiğimiz gibi sömürgeci ve yayılmacı güçler savaş çıkartmaktan geri durmamışlar. Yine bu lider Ortadoğu'daki olumsuzluklara dikkat çekerek 'Ortadoğu bataklığından uzak durulması' gerektiğini de söylemiştir. Bizlerin de gezegenimizdeki ailelerin barış, hoşgörü ve mutluluk dolu yaşamlarını koruması için Dünya benzeri gezegenlerden ve yaşam biçimlerinden uzak durması gerekir.

"Son olarak önerimiz; Dünya gezegeninde yaşananlar bizlere ders olmalı. Dünya’da çıkabilecek bir büyük savaşta kitle imha silahlarının kullanılması durumunda Dünya’da yaşayanların büyük bölümünün yok olması kaçınılmazdır. Oysa Dünyalılar savaş ve silah için harcadıklarını, insanlarının refahı için kullanmış olsalardı barış içinde, mutlu ve yaşam seviyeleri yüksek, sorunsuz insan toplulukları olacaktı. Ne mutlu biz Ütopyalılara ki, savaşsız, barış, özgür ve mutlu bir gezegende yaşıyoruz. Dünya’da yaşananlar tüm gezegen ve galaksiler için ders olmalı."
Bünyamin Pehlivan











