
Geçenlerde bir gece, saat sabahı kıskandıracak kadar geçe, zihnimin dar koridorlarında dolaşırken düşüncelerimin ayak seslerine yakalandım.
Biri umut kılığında, diğeri ihtiyat maskesinde iki seçenek dikildi karşıma. Mesafeler eşit, cazibeler denk, vaatler birbirinin sureti... Karar vermek için eğildiğim terazinin kefeleri, inatçı bir kader gibi kımıldamadı.
Tam o sırada, Ortaçağ’dan kopup gelen o meşhur misafir beliriverdi aklımın eşiğinde: Buridan’ın eşeği.
Açlığıyla meşhur, tereddüdüyle talihsiz bir eşek... Önünde iki saman balyası. Balyalar tıpatıp aynı. Koku aynı, mesafe aynı, imkân aynı. Akıl hesap yapar, fark arar, gerekçe kovalar... Ama mantık suskun, irade küskün.
Eşek ne sağa gider ne sola. Bekler.
Bekledikçe açlık diş biler, zaman omuz silkeler. Seçenekler çoğalmaz; aksine, yavaşça anlamını yitirir. Çünkü kararın ertelendiği yerde hayat beklemez; yalnızca eksilir.
Öyle bir vaziyet ki, düşüncelerimin omurgası şüphe sopalarıyla hizaya getirilirken, zihnimin camlarına çarpan ihtimaller buğulandırdı görüşümü. Kelimeler ağzımdan dökülmek için sıraya girdi; fakat cümlelerin başı sonuna küstü.
Mantıkla korku arasında kurulan o görünmez mahkemede, vicdanım bilirkişi olmayı reddetti.
Günlük hayatın telaşı, kredi kartı ekstreleri, yarım kalmış hevesler, ertelenmiş kararlar... Hepsi aynı masaya oturmuş, aynı soruyu fısıldıyordu: "Daha neyi bekliyorsun?"
Sonra siyaset sızdı düşüncelerimin arasına.
Bir meydan kalabalığı belirdi gözümde. Sloganlar birbirine benzer, yüzler yorgun, alkışlar tereddütlü. Vaatler cilalı cümlelerle boyanmış; fakat kelimelerin rengi değişse de yankısı aynı.
Toplum dediğin de bazen bir eşektir.
İki söylem arasında,
iki umut arasında,
iki korku arasında...
Mesafeler eşit sanılır.
Oysa eşitlik çoğu zaman gerçeğin değil, algının eseridir. Fark görünmeyince tercih donakalır. Tercih donunca hareket ağırlaşır. Hareket ağırlaşınca zaman hızlanır.
Ve zaman, kararsızlara merhamet etmez.
Belki de Buridan'ın eşeği açlıktan ölmedi.
Belki fazla mantıktan yoruldu.
Belki seçeneklerin eşitliğinden değil,
adım atamayışından eksildi.
Çünkü bazen akıl yol göstermez; yalnızca oyalar.
Bazen temkinli olmak bilgelik değildir; gecikmedir.
Bir birey durursa hayatı aksar,
bir toplum durursa tarihi kararır.
Ve en tehlikeli yanılsama şudur:
Beklemenin tarafsızlık sanılması.
Oysa beklemek de bir tercihtir.
Sessizlik de bir söz.
Kararsızlık da bir kader.
Ay, gökyüzünde solgun bir düşünce gibi asılıyken, gecenin kıyısından kayan bir yıldız kısa bir anlığına aydınlattı içimi.
O kısacık ışıkta fark ettim:
İnsan bazen iki yol arasında kalmaz.
İnsan, kendi içinde bekler.
Akıl tartar, kalp susar, zaman akar...
Ve ömür dediğimiz şey,
verilmiş kararlardan çok,
ertelenmiş adımların gölgesidir.
Belki de mesele doğru yolu bulmak değildir.
Belki mesele, yürümeyi göze almaktır.
Çünkü hayat...
Durana anlam vermez.
Bekleyene yön çizmez.
Ama adım atana mutlaka bir yol açar.


