Dilek'in Gece Defteri / II

Biliyorum… Sana yaklaşmamı istemeyen bir kader var aramızda. Sanki kapalı yolları ben değil, zamanın kendisi ördü.
Ve sen… Sanki hep bir adım geride bıraktın beni, hiç farkında olmadan, hiç kötü niyet etmeden… ama yine de bıraktın.
Bu gece yorgun değilim; sadece içimde taşıdığım suskunluğun ağırlığından çökmüş gibiyim.
İnsan bazen konuşmaz ya, çünkü kelimeler gerçeği incitir diye korkar… Ben de sana öyle sustum. Bir şey desem kırılacak olan hep bendim çünkü.
Ne kadar yakındık aslında, ama aramızda görünmeyen bir boşluk vardı. Bir uçurum gibi değil, daha kötüsü… Elimi uzatsam dokunamayacağım kadar ince, ama yüreğimi kesen bir uzaklık.
Gururlu olduğumu sanırsın. Haklısın da. Gündüzleri insan gibi yaşıyorum, ama geceleri bütün gururumun ipi çözülüyor.
Bazen sessiz bir sokakta yürürken bir gölge düşüyor önüme; senin gibi, sen olmayan bir şey. Belki de en çok gölgeni sevdim ben, çünkü kendini benden hiç esirgemiyordu.
Kendime yenildiğim zamanlar oldu, bunu bil istedim. Bir şarkının ortasında sırf senin yüzünden nefesimin kesildiği, bir bardak suyun yarısından sonrası bana değmiş gibi gelmesin diye dokunmadığım zamanlar…
Senin sevdiğin biri vardı belki, ya da hep olacak biri. Ama ben buna kızmıyorum. İnsanın kaderi karşısında kimse suçlu değil.
Bazen keşke başka bir zamanda karşılaşsaydık diyorum. Daha güçlü olduğum, kendimi bu kadar kaybetmediğim bir zamanda.
Şimdi sana bir söz veriyorum: Seni rahatsız etmeyeceğim. Sana görünmeyeceğim. Ama bil ki, kendimi kandırmadan söyleyebilirim; içimde senin kadar sessiz, senin kadar derin hiç kimse olmadı.
Rastlaşmamak için çaba göstereceğim, ama rastlarsam da başımı öne eğmem artık.
Bu mektubu gece yarısı yazıyorum. Her şey sustuğunda sadece insan kendine kalıyor ya, ben o haldeyim işte. Kendime kaldım, ama içimde hâlâ senin gölgen var.
Ben bu şehirde sensizliğin adını ezberlemeye çalışacağım. Belki başarırım, belki başaramam… Ama bu yol artık bana ait. Sana değil.
— Dilek, gecenin en içli yerinden…


