

Yamuk parmaklarımla kapının kilidini çeviriyorum. Kilit sesi boşlukta yankılanıyor. Sanki birileri rahatsız olmuş da arkamdan küfrediyor. Işık, göz yoran sarı lambadan düşüyor. Klozete oturuyorum. Ağrıyan başımı ellerim arasına almakta zorlanıyorum. Çünkü utanç kafada başlıyor.
Tepemden minik su damlacıkları parlak beyaz fayansa damlıyor. Her damla sesi, içimdeki bir yere iniyor. Islak zemin, zihnim gibi kayganlaşıyor.
Ellerim dizlerimde durmuyor. Koyacak yer bulamıyorum. Saklayacak yer yok. Kesip atasım geliyor. Umumi tuvaletin içinde kaldıkça kokular ağırlaşıyor. Burnumu sızlatıyor. Elimle kokuları yakalayıp parçalamak istiyorum; ancak kokular elime yapışıyor.
İçi kusmuk dolu klozetin sifonunu titrek parmaklarımla çekiyorum. Ses fayanslarda yankılanıp içime oturuyor. O uğuldadıkça bulantı, midemden dimağıma çıkıyor. Sustuğunda içerisi daha da koyulaşıyor.
Kapının arkasından bir ayak sesi geliyor. Ardından hafif bir tıklatma. Kapıyı açınca koku dışarıyla çarpışıyor. Karşımdakinin gölgesine değmeden geçiyorum.
Yokluğum tuvaletin havasına karışıyor. Gölgenin uzağında, yeni gölgelerden kaçıyorum.


