Kitaplar, çocuklar ve hayaller

Dokuz yaşındaki bir çocuğun, kabuğuna çekilip zihninde kurduğu ütopik bir evrende yaşamaya başlaması nasıl bir duygudur, bilir misiniz?

Neden orayı seçer insan? Nasıl bir yerdir orası? Etrafında gördüklerinden başka bir şeyin varlığından habersizken, daha önce hiç bulunmadığı bir mekânı nasıl bu kadar ayrıntılı tasavvur edebilir?

Ben bilirim.

Zor değildir aslında. Sığınacak bir limanı olmayanın, hayal dünyasında keşfettiği uçsuz bucaksız okyanusa yelken açması kadar doğal bir şey yoktur. Yüzme bilmediği halde boğulmayacağını bilmenin verdiği cesaretle, rüzgâr nereden eserse oraya yönelir. Gerçek hayatta asla sahip olamayacağı hazineleri orada bulur; özgürlüğü, yalnızca orada tadabilir. Çünkü o evrende kurallar daha adildir, acılar susturulabilir, eksikler tamamlanabilir.

Ve bütün bunlar –bakın özellikle altını çiziyorum– hayal âlemindeki o gerçek için birkaç kitap yeterlidir.

Bir zamanlar kitaplar, bir çocuğun kaderine dokunabilecek kadar güçlüydü. Bir sayfa, bir ömrün yönünü değiştirebilirdi. Şimdi ise sessizce raflardan çekiliyorlar; yerlerini gürültüye, aceleye ve anlamsız bir hız tutkusuna bırakıyorlar.

 

 

Gençler arasında kitap okuma oranının bu denli düşmesini, üçüncü sayfa haberlerinde genç yüzlerin giderek çoğalmasıyla birlikte düşünmeden edemiyorum. Çünkü hayal kurmayı bilmeyen, kaçacak bir iç dünya inşa edemeyen insan, eninde sonunda sert bir gerçekliğin içine savruluyor.

Kitap, yalnızca okumak değildir; kaçmak değildir yalnızca. Kitap, bir çocuğun kendine açtığı gizli bir kapıdır. O kapı kapandığında, geriye duvarlar kalır. Ve duvarlar arasında büyüyen her çocuk, biraz eksik büyür.

Belki de bu yüzden hâlâ inanıyorum:

Bir çocuğun eline verilen kitap, yalnızca bir nesne değildir; geleceğine bırakılmış sessiz bir anahtardır. Bir kapıyı açar; kilidi gürültüyle değil, sabırla çözer. Bir cümleyle karanlığı deler, bir hayalle korkuyu ezer. Kitap okuyan çocuk yalnız büyümez; yalnızlığı tanır ama ona teslim olmaz.

 

 

Kendini kelimelerle kurar, cümlelerle savurur yükünü; susarak değil, anlayarak direnir hayata.

Okumayanın sesi yükselir, okuyanın içi derinleşir. Biri öfkeyle çarpar kapıları, diğeri anahtar yapar kelimeleri.

Ve zaman geçer... Hayal kurmayı bilenler yolunu bulur, bilmeyenler ise hep bir yerlere savrulur.

Çünkü kitap, sadece bir kaçış değildir; aynı zamanda geri dönüşün, "ben" olmanın, insan kalmanın en eski ve en sağlam yoludur.

Bir çocuğa kitap verirseniz, ona bir dünya verirsiniz. Bir dünya verirseniz, bu dünyada kaybolmamasını sağlarsınız.

Belki de mesele budur: Az okuduğumuz için çok dağılıyoruz, az hayal ettiğimiz için çabuk kararıyoruz.

Oysa bir kitap... Bir çocuğun hayatında, kırılmadan önce uzatılmış en sahici eldir.

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.
  • Salih Can21 Mart 2026 15:21

    eskidende az okuyan bir toplummuşuz şimdi durum daha feci