Miskin adamın bir gecesi

 

Her zamanki gibi kendini yorgun hissediyordu. Kestirme yolları doğru hatırlayamasaydı evine ulaşacak takati bile kalmazdı. Fazla uğraşmadan kapıyı açabilmek maksadıyla özel işaret koyduğu anahtarı ile çabucak kapıyı açtı. Ayakkabılarını gelişigüzel sıyırıp girişe fırlattı.

 

Yatağına uzanabilmek için en küçük bir hamle yapacak gücü bulamıyordu kendinde. Yatağına sırtını döndü, dizlerini büktü, vücudunu tuhaf bir pozisyona getirdi, kendini bir kütük gibi yatağın üzerine yuvarlayıverdi. Düşüşü çok sert olmuştu. "Sersemin tekiyim," diye söylendi.

 

Kendini yatağa atarken kolunun bir kısmı vücudunun altında kalmamış olsa, aslında oldukça başarılı bir atlayış sayılırdı. Bileğindeki sızıya rağmen pozisyonunu değiştiremedi. "Aynı zamanda tembelim de," dedi. Hareket etmeden ölü gibi yatağına uzandı.

 

Sokağın keşmekeşinden sonra derin bir sessizlik içinde odasına kapanmıştı. Kendini yormayacak şekilde evine kısa sürede ulaştığına oldukça sevinmişti. Yatağında uzanırken gün boyu yaşadıkları geldi aklına. Düşünceliydi. "Allah kahretsin! Düşündükçe zihnim de çok yoruluyor. Düşünmek bile beni yoruyor," dedi. "Dinlenmem şart. Uyumalıyım artık!" diye kendi kendine mırıldandı.

 

Bir vızıltı sesi duydu, anlaşılan bir sivrisinekti, odada yay gibi geniş kavisler çizerek uçuyordu. Karanlıkta sesin geldiği yönü gözleriyle takip etti.

"Neden gözlerimle takip ediyorum ki? Sanki karanlıkta görebilecek miyim? Doğru söylüyorlar, aynı zamanda aptalın tekiyim de," dedi.

 

İnce, tiz ses bazen kesiliyor, "gitti artık, tehlike geçti" diye tam sevineceği anda tekrar başlıyor, sert bir dalışa geçiyor, her seferinde sanki burnunun ucunu hedef alıyormuşçasına ani bir manevra yaparak burnunu teğet geçip tekrar uzaklaşıyordu.

 

Uzunca süre sineğin vızıltısını dinledi.

"Benimle oyun oynamak istiyorsun anladık, ama sırası değil," diye söylenirken, bir yandan da zihninde, sinsice, tek bir hamleyle sineği nasıl yok edebileceğini tasarlıyordu.

 

"Gerçekçi olalım. Yerimden kalkacak gücüm olsa bu oyunu seninle seve seve oynardım. Kazanacağım bir oyun olduğunu bilmeme rağmen oyun oynayacak halim gerçekten yok," dedi.

 

Sanki o söylendikçe sineğin vızıltısı daha da artıyor, odanın her yerini kaplıyordu. Küfrederek yatağında doğruldu. Hışımla, "Yoksa sen beni tehdit mi ediyorsun?" dedi. Bir anda içini kin ve nefret kapladı. Sineği ortadan kaldırmak için yapacağı tüm hamleleri sırayla aklından geçirdi. "Uzun iş," dedi bezgince, tüm seçenekleri çarçabuk eleyivermişti. "Tek yol öldürmek!" diye homurdandı, ama yaptığı tek şey, yerinden kımıldamadan yatmaya devam etmek oldu.

 

Vızıltı sesi yükseldiğinde tek gözünü açarak iki elini çırpıyor, sivrisineği korkutarak kendine yaklaştırmamaya çalışıyordu. Böyle olunca sinek uzaklaşıyor, uykuya dalmak üzereyken yeniden hücuma geçiyordu. Gitgide sinirlenmeye ve huzursuz olmaya başlamıştı. Karşılıklı hamleler uzun süre böylece devam etti.

 

Zamanla daha kötü bir gelişme oldu. Sineklerin sayısı anlaşılmaz bir biçimde Gazze'deki İsrail savaş uçaklarını andırırcasına çoğalmış, bir kurt sürüsü gibi topyekûn hücuma geçmişti. Taktikleri oldukça basitti: Kendilerinden daha güçlü avını kolay lokma haline getirmek için önce iyice bir yoracak, sonra çaresiz duruma getirip kaderine boyun eğmek zorunda bırakacaklardı.

 

Sayılarının kaç olduğunu bilmediği onlarca sinek saldırıya geçmişti. Yorganıyla vücudunu sineklerden koruyabilmek için örtünmeye çalıştı, ama yorganını hangi tarafa çekiştirse diğer tarafı açıkta kalıyordu. "Son zamanlarda çok kilo aldım, yorgan artık küçük geliyor," dedi.

 

Sinekler de kendilerince bazı taktikler geliştiriyordu. Onlar da kurbanlarının çıkardığı sesleri dinleyerek ne zaman hücuma geçeceklerini, ne zaman uzaklaşmaları gerektiğini biliyorlardı. Dalışa geçiyorlar, yakın yere konarak kurbanlarının kanını emmeye çalışıyorlardı.

 

Adamın her yanı delik deşik olmuştu, artık sinekleri korkutmak için el çırpacak gücü dahi kalmamıştı, sadece sızının arttığı anlarda böğürerek korkutmaya çalışıyordu. Oysa o küçük yaratıklar onun hamle yapmadan böğürmesine aldırış etmiyor, ziyafetlerine devam ediyorlardı.

 

"Doyduklarında nasıl olsa bırakacaklardır," diye sabırla beklemeye başladı. Aksine vızıltılar artıyor, her yönden saldırıyorlardı. Duyduğu acıya rağmen büyük bir horultuyla uyuyakaldı nihayet.

 

Kâbus görmeye başlamıştı. Sinekler kendi aralarında gülüşüyorlardı.

"Bunun kadar tembel biriyle hiç karşılaşmadım," dedi biri.

"Bize bunun gibi miskinler lazım. İşimiz daha kolay olur böylece," diye yanıt verdi bir başkası.

"Doğru söylüyorsun," dedi öteki.

"Artık yeter! Beni kendi halime bırakın!" dedi adam öfkeyle.

 

Kısa bir sessizliğin ardından sineklerden biri, "Nemrud'un hikâyesini biliyor musun?" diye sordu adama.

"Biliyorum," dedi sayıklayarak.

Ve sinekler hep bir ağızdan "Nemrud'un Türküsü"nü söylemeye başladılar:

"Ocağım söndü nasıl beladır

Bırakıp gitti bu ne devrandır

Dünya gözümde Kerbela'dır

Allah'tan bulasan..."

 

Hayal meyal Nemrud'un ölüm hikâyesini hatırladı rüyasında.

"Benim sonum asla Nemrud'unki gibi olmayacak!" diye bağırırken kendi gürültüsüne uyanmıştı.

 

Odasının ışığını yaktı. Yanı başındaki masanın üstündeki sineksavar ilacını gördü.

"Nasıl da düşünemedim," diye zafer kazanmış bir komutan edasıyla pişkin pişkin gülmeye başladı.

Kutunun tamamını boşaltıncaya kadar havaya püskürttü. Sonunda sinek vızıltısı kesilmişti.

"Neden daha önce düşünemedim ki? Ben gerçekten tembelin tekiyim. Aynı zamanda da tam bir aptal."

 

Keyif içinde tekrar yatağına uzandı, "Kurtuldum sonunda!" dedi.

Sevinç içinde, gülümseyerek uyuyakaldı.

 

Ertesi sabah odayı tamamen sessizlik kaplamıştı. Ne sinek vızıltısı vardı, ne de herhangi bir böğürtü. Herkes olduğu yerde sonsuz bir uykuya dalmıştı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.