Uçağımız, medeniyetin doğduğu yer kabul edilen, Güney Afrika'nın anası Cape Town'a inmek üzere alçalmakta. Şehir eşsiz Table (Masa) Dağı ile büyüleyici bir güzelliğe sahip. Güney Afrika'nın en eski şehri ve aynı zamanda yasama başkenti.
Cape Town, Avrupalı kâşif ve sömürgecilerin ilk ayak bastığı, köle ticaretinin başladığı, 1652'de Doğu'ya giden gemiler için bir yakıt ikmali istasyonu olarak kurulan Batı Kap eyaletinin de en büyük şehri.
5 milyon yıl öncesine ait fosillerin, Table Dağı'nda 27 bin yıl öncesine dayanan yaşam izlerinin bulunduğu; mimarisi, dünyaca ünlü şarapları, gülümseyen dost insanlarıyla çarpıcı bir şehir. Muhteşem Masa Dağı'nın başı dumanlandığında bulutlar bir örtü gibi masayı kaplamakta.
Hollandalılar ile İngilizler arasında sürekli el değiştiren şehir, sanat tarihi açısından önemli eserlere sahip. Cape Town, Nelson Mandela'nın ırkçılığa karşı verdiği mücadelenin direnme noktası. Mandela'nın 18 yılını bir şilte üzerinde geçirdiği Robben Adası'nda yer alan Pollsmoor Hapishanesi müze olarak hizmet vermekte.
Otobüsümüz ile granit kayalar üzerine yapılmış olan Chapman's Peak yolundan geçerek, yerkürenin sonu olarak adlandırılan Cape Town'ın en güneyindeki nokta olan Ümit Burnu'na giderken heyecan duymamak elde değil.
Güneybatısında Atlas Okyanusu, güneydoğusunda Hint Okyanusu bulunan Cape Yarımadası'nın tam ucundaki Ümit Burnu, 1488 yılında Portekizli kâşif Bartolomeu Dias tarafından keşfedilmiş.
Dalgaların deniz ormanları oluşturduğu bir kara parçasında dolaşmak, alçakgönüllü bir sessizliğin ortasında sonsuz okyanusun güney kutbuna kadar uzandığını düşünmek doğanın ahenkli akışında bir ruh arındırması yaşatıyor. Finiküler ile dünyanın en yüksek fenerine çıkıp Dias'ın Fırtınalar Burnu diye adlandırdığı Ümit Burnu'na bakmak bir ânı sonsuzluk gibi yaşamak.
Bantry Bay, Camps Bay ve Clifton bölgelerinden geçip balıkçı kasabası olan Hout Bay'a vardığımızda karşımıza sevimli Afrika penguenleri çıkıyor. Yalnızca Afrika'nın güney sularında yaşayan karizmatik, siyah ayaklı bir penguen türü.
Afrika denilince genellikle akla vahşi doğa, burada yaşayan hayvanlar ve safari gelmekte. Safari aracımız ile yaptığımız gezide Sun City yakınındaki Pilanesberg Milli Parkı'nda, volkanik oluşumlu dağların arasında, doğal bir tabiat ortamında yaşayan çeşitli vahşi hayvanların günlük yaşantılarına tanık olduk. Gezimiz süresince "Big Five" olarak tanımlanan; aslan, leopar, fil, buffalo ve gergedanın yanı sıra zürafa, impala, zebra, antilop gibi hayvan türlerini görme şansımız oldu.
Güney Afrika'nın diğer önemli bir yerleşim yeri olan Johannesburg, ormanın içine gömülmüş bir şehir. Yaşayan her kişiye bir ağaç. İstanbul'u düşündüğümde çok hayıflandım.
Afrika'nın zengin maden yatakları nedeniyle "altın şehir" olarak biliniyor. Gelir dağılımı dengesizliği güvenlik sorunu olarak kendini gösterirken dünyada suç oranının en yüksek olduğu şehirler listesinde yer almakta. Silahlı soygun ve hırsızlık suçlarının çok işlenmesi, burayı Afrika'nın en tehlikeli şehri yapıyor. Şehrin çok görkemli binalarının savaş sonrası bir görünümde kullanılıyor olması şaşırtıcı.
Şehir iyi bir altyapıya sahip olmasına rağmen gelir durumu iyi olan kesim, işyerlerini ve evlerini daha güvenli olan bölgelerde kurmuş. Duvarlarla çevrili binalar elektrikli tellerle korunuyor. Nijerya'dan gelenler ise mafya tipi bir örgütlenme içinde.
Anlaşılır yalin bir dille anlatım cok hoşuma gitti .Keyif alarak ,sanki oralarda dolasmisim gibi hissettim .Yazıların devamini bekliyoruz .Sevgiler ..