• Yavuz Türk | Rüyalar ve Yasalar
NERDE KALMIŞTIK?
Yayınlanma : 02 Eylül 2026 02:01
Düzenleme : 02 Eylül 2026 01:39

Güler Şener: 'Temposu daha yüksek bir roman üzerinde çalışıyorum'

Güler Şener: 'Temposu daha yüksek bir roman üzerinde çalışıyorum'
İlk romanı 'Unutulanlar'la okurların beğenisini kazanan Güler Şener ile yeni roman çalışmasını ve şu sıralar günlerinin nasıl geçtiğini konuştuk.

Edebiyat Postası: Biyografi türündeki ilk romanınız Unutulanlar, geçtiğimiz nisan ayında yayımlandı. Aradan geçen 4 aylık süreçte, okurlar nezdinde romanınıza gelen ilk tepkiler nasıldı? Kitabınıza gösterilen ilgiden memnun musunuz?

Sanatın Evi

Güler Şener: Unutulanlar benim için yalnızca ilk romanım değil, aynı zamanda uzun zamandır zihnimde taşıdığım bir hikâyeyi edebiyat aracılığıyla yeniden kurma cesareti gösterdiğim bir çalışmaydı. Bu nedenle kitap yayımlandığında benim için en büyük merak, okurun bu hikâyeyle nasıl bir bağ kuracağıydı. Geçen dört aylık süreçte aldığım tepkiler genel olarak beni çok mutlu etti. Özellikle kitabı okuduktan sonra bana ulaşan okurların, romandaki bazı olayların ve karakterlerin onlara kendi çocukluklarını, aile ilişkilerini ve geçmişte yaşadıkları bazı duyguları hatırlattığını söylemeleri benim için çok kıymetliydi. Beni en çok etkileyen şeylerden biri de şu oldu: Bazı okurlar kitabı bitirdikten sonra yalnızca roman hakkında konuşmadı, kendi hayatlarından söz etmeye başladı; "Benim babam da böyleydi,", "Bu bölüm bana annemi hatırlattı," ya da "Kendi çocukluğumu düşündüm," diyenler oldu. Bir yazar için sanırım bundan daha değerli bir geri dönüş olamaz. Çünkü o noktada kitap, yazarın masasından çıkıp okurun kendi hayatında başka bir anlam kazanmaya başlıyor. Özellikle Adnan'ın çocukluğunda yaşadığı kırılmalar, babasıyla ilişkisi ve yıllar sonra geçmişine başka bir gözle bakması üzerine gelen yorumlar beni ayrıca etkiledi. Okurların, karakterlerin yalnızca yaptıklarıyla değil, onları o davranışlara götüren duygularla da ilgilenmesi benim için önemliydi.

Elbette ilk romanım olması nedeniyle yayımlanma sürecinde büyük bir heyecan ve beklenti içindeydim. Bugün geldiğim noktada Unutulanlar'ın okurla buluşmuş, kendi yolunu yürümeye başlamış olmasından memnunum. Bundan sonraki dileğim, kitabın daha fazla okura ulaşması ve her okurun hikâyeden kendisine ait bir duygu ya da iz bulabilmesi.

"Roman boyunca unutulduğunu sandığımız şeylerin peşinden gittim"

E.P.: Babanıza ithaf ettiğiniz Unutulanlar, bildiğimiz kadarıyla ailenizin hikâyesini konu ediniyor. Zaten siz de bu romanı bir tür "vefa belgesi" gibi tanımlıyorsunuz. Oysa romanda, göç olgusundan kuşak çatışmasına, ekonomik zorluklardan hayata tutunma mücadelesine değin belli başlı temalar bulunuyor. Unutulanlar'ı sadece bir vefa romanı olarak görmek, pek doğru bir yaklaşım değil sanırım.

G.Ş.: Evet, Unutulanlar benim için öncelikle bir vefa duygusuyla başladı. Kitabı babama ithaf etmemin temelinde de bu var. Babamın çocukluk yıllarından, yaşadığı bazı kırılmalardan ve hayatındaki izlerden yola çıkarak bu hikâyeyi yazmaya başladım. Fakat yazdıkça hikâyenin yalnızca bir kişinin hayatına ya da bir aileye ait olmadığını fark ettim. Çünkü insanın hayatını şekillendiren şey, yalnızca kendi seçimleri değil; doğduğu yer, ailesi, ekonomik koşulları, göç etmek zorunda kalması, ait olduğu kuşağın değerleri ve kendisinden önce yaşananların bıraktığı izler de oluyor. Unutulanlar'da biraz da bunun peşine düştüm.

Romanda köy yaşamından İstanbul'a doğru uzanan bir hayat var. Göçle birlikte değişen yaşamlar, ekonomik sıkıntılar, ayakta kalma mücadelesi, aile içindeki güç dengeleri, kuşakların birbirini anlamakta zorlanması ve geçmişten taşınan bazı yaraların sonraki kuşağın hayatını nasıl etkilediği anlatılıyor. Adnan'ın çocukluğunda yaşadığı bir eksikliğin, ilerleyen yıllarda kendi çocuklarına karşı nasıl bir babaya dönüşeceğini belirlemesi de romanın önemli damarlarından biri.

Adnan babası olan Nurettin'in hayatına baktığımızda ise başka bir tarafı görüyoruz. Onun hataları, arayışları, yalnızlığı ve yaptığı seçimler üzerinden insanın yalnızca "iyi" ya da "kötü" diye tanımlanamayacağını anlatmaya çalıştım. Adnan da hayatının ilerleyen döneminde babasına sadece bir baba olarak değil, eksikleri ve zaafları olan bir insan olarak bakmayı öğreniyor. Bence romanın en önemli noktalarından biri de burada ortaya çıkıyor: Geçmişi değiştiremiyoruz ama geçmişe bakışımızı değiştirebiliyoruz.

Dolayısıyla "vefa belgesi" ifadesi benim için hâlâ çok anlamlı. Çünkü bu kitap bir anlamda babama, onun çocukluğuna ve hayatına bıraktığı izlere duyduğum vefanın bir karşılığı. Ama Unutulanlar'ı sadece bir vefa romanı olarak tanımlamak gerçekten eksik kalır; benim için aynı zamanda bir kuşağın yaşadığı değişimin, aile içinde aktarılan duyguların ve insanın kendi geçmişiyle yüzleşmesinin romanıdır.

Kitabın adındaki "unutulanlar" da biraz buradan geliyor. Hayatımız boyunca geride bıraktığımızı sandığımız bazı insanlar, bazı çocukluklar, bazı kırgınlıklar aslında hiçbir zaman tamamen kaybolmuyor; zaman zaman başka bir biçimde karşımıza çıkıyor. Ben de roman boyunca biraz o unutulduğunu sandığımız şeylerin peşinden gittim.

"Diyaloglar ve karakterlerin iç dünyaları kurmaca bir dünyanın parçası olarak şekillendi"

E.P.: Bu romanda biyografik anlatı ile kurmaca arasındaki ilişkiye yönelik bir denge unsuru gözettiniz mi? Gerçekliğe dayalı anlatının sınırlarını kurmaca bir evrene doğru esnetip genişletirken tam olarak nelere dikkat ettiniz?

G.Ş.: Evet, bu dengeyi gözetmek benim için önemliydi. Kitabın çıkış noktasında babamın çocukluk yılları ve yaşadığı bazı gerçekler vardı. Ancak romanı yazarken amacım, yaşanmışlıkları olduğu gibi aktarmak, bir hayat hikâyesini belgelemek değildi. "Gerçeklik", benim için daha çok hikâyenin çıkış noktası ve duygusal zemini oldu; romanın dünyasını ise kurmaca aracılığıyla oluşturdum. Gerçek kişilerden ve gerçek hayattan esinlenirken en çok dikkat ettiğim şey, yaşanmış olanın özündeki duyguyu korumaktı; çünkü bazen bir olayın kendisinden çok, o olayın insanın üzerinde bıraktığı iz önemlidir. Ben de olayları birebir aktarmaktan ziyade, karakterlerin yaşadığı duyguları ve onların hayatlarını nasıl şekillendirdiğini anlatmaya çalıştım. Bu nedenle romandaki karakterleri yalnızca gerçek hayattaki karşılıklarıyla düşünmedim; onlara birer roman karakteri olarak yaklaştım. Geçmişlerini, korkularını, zaaflarını, umutlarını ve birbirleriyle ilişkilerini edebi bir bütünlük içerisinde yeniden kurmaya çalıştım. Diyaloglar ve karakterlerin iç dünyaları da bu kurmaca dünyanın bir parçası olarak şekillendi.

Bir başka dikkat ettiğim nokta ise gerçek kişilere ve yaşanmışlıklara karşı duyduğum sorumluluktu. Sonuçta sözünü ettiğim insanlar benim için yalnızca birer karakter değildi; gerçek hayatta karşılığı olan insanlardı. Bu nedenle onları yargılamadan, tek bir açıdan göstermeden anlatmaya çalıştım. Özellikle Nurettin karakterinde bunu önemsedim. Onun yaptığı hataları gizlemeden, ama onu yalnızca hatalarından ibaret bir insan haline getirmeden anlatmak istedim.

Roman ilerledikçe şunu daha iyi anladım: Gerçeklik ile kurmaca birbirinin karşıtı değil. Gerçek bir hikâyeden yola çıkıp, onun duygusal özünü koruyarak bambaşka bir edebi dünya kurabilirsiniz. Ben Unutulanlar'da tam olarak bunu yapmaya çalıştım.

Dolayısıyla Unutulanlar'ı birebir yaşanmış bir aile hikâyesi ya da klasik anlamda bir biyografi olarak görmüyorum. Gerçek bir hayat deneyiminden esinlenen, fakat kendi karakterleri, atmosferi ve anlatı dünyası olan bir roman olarak görüyorum. Benim için önemli olan da yaşananı olduğu gibi aktarmaktan çok, o yaşanmışlığın insanda bıraktığı izi edebiyata dönüştürebilmekti.

"Yeni yerler görmeyi ve farklı kültürleri tanımayı seviyorum"

E.P.: Romanınızın yayımlanmasından bu yana geçen sürede neler yaptınız? Hangi kitapları okudunuz; hangi filmleri, dizileri ya da tiyatro oyunlarını izlediniz? Gittiğiniz sergi ya da festival oldu mu? Yani özetle, günleriniz nasıl geçiyor?

G.Ş.: Unutulanlar yayımlandıktan sonra hayatım sadece kitap ve yazmaktan ibaret olmadı. Konserlere gitmek, gezmek, arkadaşlarımla, ailemle vakit geçirmek ve hayatın içinde olmak zaten benim günlük rutinimin bir parçası. Bu süreçte iki yurtdışı seyahatim oldu; farklı şehirler ve ülkeler keşfettim, tarihi mekânları gezdim. Yeni yerler görmeyi ve farklı kültürleri tanımayı seviyorum. İstanbul'da altı konser izleme şansım oldu; ayrıca, Parkorman'da eğlenceli bir festivale katıldım. Eylül ayında KüçükÇiftlik Park'ta düzenlenecek bir festivalin de biletini aldım.

Yaz tatilimizi de üç farklı şehirde tamamladık. Şimdi ise, benim için biraz daha farklı ve yoğun bir dönem başlıyor. 2026-2027 eğitim öğretim yılında hem LGS hem de YKS annesi olacağım. Dolayısıyla şimdiden bütün dopinglerimi aldım diyebilirim. Bir tarafta kızlarımın sınav maratonu, diğer tarafta benim yazarlık serüvenim devam edecek. Sanırım önümüzdeki yıl, evde biraz sınav heyecanı, biraz telaş, bolca kahve ve tabii bolca moral olacak.

Televizyonla çok fazla aram yok; takip ettiğim iki haber kanalı dışında genellikle televizyon izlemiyorum. Film ve dizileri daha çok dijital platformlardan takip ediyorum. Evdeysem her gün mutlaka bir dizi ya da film izlerim. Kahvaltı yaparken ya da öğle yemeğimi yerken mutlaka devam ettiğim bir dizi ya da film vardır. Bu artık günlük hayatımın küçük ama vazgeçilmez rutinlerinden biri. Sayısız film ve dizi izledim. Özellikle gerçek olaylardan yola çıkan suç belgesellerine ve suç hikâyelerine ilgim var. Jeffrey Dahmer, Menendez kardeşler, Tylenol cinayetleri, Fred ve Rose gibi gerçek suç dosyalarını anlatan yapımları ilgiyle izliyorum. Gerçek insanların yaşadığı olayların arkasındaki psikolojiyi ve olayların nasıl geliştiğini merak ediyorum. Bunun yazarlığımla da bir bağlantısı olduğunu düşünüyorum.

Sinema ve tiyatro benim için daha çok kış aktivitesi. İzlemek istediğim birkaç tiyatro oyunu var. Kasım ve aralık aylarında vizyona girecek, merakla ve heyecanla beklediğim iki Türk filmi de var. Bunlardan biri, bir serinin üçüncü devam filmi; diğeri ise bir devam komedisi –ilk filmini dört-beş kez izlemişimdir–. Dolayısıyla ikisini de heyecanla bekliyorum.

Okuma konusunda ise biraz dağınık biriyim. Genellikle aynı anda iki-üç kitap okurum. "Elimdeki bitsin, sonra diğerine başlarım," diyemiyorum. Yeni bir kitap aldıysam mutlaka okumaya başlarım. Şu sıralar Zülfü Livaneli'nin Bekle Beni kitabını okuyorum, aynı zamanda Kafka'nın Milena'ya Mektuplar'ını okuyorum. Bir de sesli kitap dinlemeyi çok seviyorum; Márquez'in Kırmızı Pazartesi isimli eserini şu anda sesli olarak dinliyorum.

Günlerim biraz böyle geçiyor: Okuyorum, yazıyorum, geziyorum, film ve dizi izliyorum, konserlere ve festivallere gidiyorum. Bütün bunların yazarlıkla birbirinden kopuk olduğunu düşünmüyorum. Okumak, izlemek, müzik dinlemek, gezmek, insanları ve hayatı gözlemlemek; farkında olarak ya da olmayarak yazarken beslendiğim şeyler. Bir yandan da ikinci romanımı yazmaya devam ediyorum.

"İkinci romanımın ortaya çıkışını biraz da ilk romanın atmosferine borçluyum"

E.P.: Şunu da biliyoruz elbette: Romanınız yayımlanır yayımlanmaz ikinci bir roman çalışmasına başladınız? Galiba bu çalışma tamamen kurmaca bir yapıda olacak. Yeni romanda bizleri nasıl bir hikâye bekliyor peki?

G.Ş.: Unutulanlar yayımlandıktan hemen sonra ikinci romanım üzerinde çalışmaya başladım. Evet, bu kez tamamen kurmaca bir hikâye geliyor. Romanın merkezinde Derin adında bir kadın karakter var. Aslında ikinci romanın ortaya çıkışını biraz da Unutulanlar'ın atmosferine borçluyum. İlk romanı yazarken yarattığım dünya ve karakterler, bende yeni bir hikâye yazma isteği uyandırdı. Bu nedenle ikinci romanda bazı karakterleri ve Unutulanlar'da okurun aşina olduğu bazı mekânları yeniden kullanıyorum; fakat bu kez onları tamamen farklı bir hikâyenin içinde buluşturuyorum.

Derin'in hikâyesinde adalet, geçmiş, sırlar ve insan ilişkileri iç içe geçiyor. Polisiye yönü de olan, temposu daha yüksek bir roman üzerinde çalışıyorum. Unutulanlar'ın gerçek hayattan beslenen dünyasından sonra, bu kez kendi karakterlerimi ve olay örgümü tamamen kurduğum bir evrende ilerlemek benim için çok daha heyecan verici. Şimdilik hikâyenin ayrıntılarını ve sürprizlerini anlatmak istemiyorum; biraz merak payı kalsın. Ama şunu söyleyebilirim: Derin’in hikâyesi, benim yazarlık yolculuğumda Unutulanlar'dan sonra attığım çok farklı, ama bir anlamda da onun atmosferinden doğan bir adım.

iskender seyhan ömer alparslan

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.
John Berger | Ressam Olmak
Louis Wain
Ada
Gece Defteri
Sıradışı Bir Asgari Müşterek: küçük İskender
Jean Baudrillard | Nefret
Şiirde Sansar Var!
Tomris Uyar | Çiçek Dirilticileri
Ümit Kardaş | Aşk Biter mi?
Ressamın Evi
Stan & Ollie
Abdülkadir Budak | Şairin 12\
Melih Cevdet Anday
Şairin 12\