
"Kendi kendimin Tanrı'sıyım," dedi içinden.
Saat, gece yarısını geçiyordu. Toprak kokusu etrafa yayılıyor, kokuyu içine çektikçe zihni açılıyordu. Caddedeyse çöpleri karıştıran aç kedilerden başka kimse kalmamıştı.
Kendisi gibi altüst olmuş kaldırımda, "Kendi kendimin Tanrı’sıyım," diye mırıldandı. Cebinden çıkardığı sararmış baba yadigârı defterine mırıldandığı sözleri karaladı.
Elleri ceketinin cebinde köşeyi döndü. Cebindekini sımsıkı tuttu. Boylu boyunca sıralanmış, çocukluğunun geçtiği eski gecekondular, yıkıldı yıkılacak gibiydi üstüne.
Sessiz gecekonduları ağır adımlarla ardında bırakarak evinin önüne geldi. Alt kattaki komşusunun evini şiddetli yağan yağmur nedeniyle su basmıştı; komşu kadın hızlı hareketlerle kovaya suları doldurup sokağa boşaltıyordu. Onu görünce istifini bozmadı.
Kadına selam vererek üst katın merdivenlerine yöneldi. Kadının selamı aldığına dair bir ses işitmedi. Kirli suların içinden geçti ve üst kata çıktı. Paçalarından akan su, evin halısını mahvediyor, kötü kokular yayıyordu. Aldırış etmedi. Ceketini kırık portmantoya astı; cebindeki her şeyi çıkarıp masanın ucuna koydu.
Evin içinde sağa sola atılmış çöp yığınları ve boş beyaz kâğıt tomarları vardı. Koyu kırmızı duvarlardaki küf kokusu, insanın nefes almasını zorlaştırıyordu. Masanın bir diğer ucuna ilişti. Baba yadigârını açtı. İlk sayfasında babasından kalma bir el yazısı vardı. Mürekkebi dağılmıştı. Ancak yazıyı çoktan ezberlemişti: "Bu defter sana bırakabileceğim tek şey. Sen artık Tanrı'ya emanetsin, oğlum..."
Okuduktan sonra son sayfayı açtı: "Kalbimin perdesi yavaşça aralandığında artık hiçbir şey eskisi gibi olmadı."
Sıkıntılı bir halde defteri kapattı ve usulca masanın ucuna koyduğu şeylerden birini eline aldı. Sağa sola çevirdi, ilk defa kullanacağı için dikkatle inceledi. Başarısız olma ihtimali yoktu. Elindekini şakağına dayadı. Derin bir nefes aldı, parmağını tetiğe götürdü. Tok bir ses patlayarak sokağa yayıldı.
Alt katta yağmur sularını boşaltan komşusunun iki büklüm olmuş beli, birdenbire doğruldu. Gecenin bir yarısı açık olan bakkal dükkânının sahibi koşarak sokağa fırlayıp sesin nereden geldiğini anlamaya çalıştı. O sırada gecekondulardan uyku sersemi insanlar sokağa akıyordu. Ne olduğunu anlamaya çalışan boş bakışlar birbiriyle çarpışırken, yaşlı kadınların korkulu dudaklarından kıpırtılı dualar yükseliyordu.
Sesin geldiği evin önünde bir kalabalık durdu. Kapıya dahi dokunmaya cesaret edemediler. İçeriden çıt çıkmıyordu. Yağmur saçaklardan damladıkça içleri üşüyor, kirli sular ağır ağır evin önünde birikiyordu.
Sonunda biri kapıyı açtı.
Evdeki küf kokusuna başka bir koku daha karışmıştı. Kırmızı duvar, gecenin içinde iyice koyulaşmış duruyordu.
Masanın üstündeki baba yadigârı defter, açık ve kanlar içindeydi.






