• Yavuz Türk | Olric
  • Ramazan Parladar | Şiirde Sansar Var
  • Ayhan Şahin | Seçme Yazılar
  • Ömer Faruk | Seçme Yazılar
  • Alparslan Bozkurt | Günümüz Hapishanesi
  • Ümit Kardaş | Seçme Yazılar
TEFRİKA
Yayınlanma : 20 Ağustos 2026 02:04

Tefrika | Vurguncular

Tefrika | Vurguncular
Ressam Bünyamin Pehlivan'ın, anı parçalarından oluşan hikâyelerini yayınlamaya devam ediyoruz. Pehlivan, bu kez bize, geçmiş yıllarda tanık olduğu bir dolandırıcılık vakasını anlatıyor.

Mehmet Abi, 68 kuşağı delikanlılarından bir emekli. Anlattıklarına göre, görmediği, yaşamadığı bir şey kalmamış ömrü boyunca. "Hayatı kantara koysak, acılar ağır basar," diyor.

Güler Şener | Unutulanlar

"Son elli yılda yaşanılanlara bakıldığında ekonomi ilk sırayı alıyor. 12 Eylül ile başlayan süreç; çalışanların, emekçilerin belini büktü, yaşanılan ekonomik krizlerin mağdurları, dürüst sanayici ve esnaf cabası."

"Çalışanlar tamam da, sanayici, esnaf nasıl oluyor abi?"

"Sana bizzat yaşadığım ve tanık olduğum bir sanayicinin bir yıl içerisinde nasıl yok olduğunu anlatayım; 1998 yılı, cezaevinden yeni çıkmışım, emekli maaşımdan başka bir şeyim yok."

"Cezaevi mi?" diye sözünü kestim. "Ne cezaevisi?"

"Uzun hikâye. Şimdi esas konuya gelelim: Hayat pahalı, evde ya da kahvede oturup emeklilik yaşayacak birisi değilim. Gazete ilanlarına bakıyorum, ama önümde cezaevi engeli var, iş bulmak kolay değil. Sonunda bir başvurumdan davet geldi, 'görüşelim' diye. Adamın bir un fabrikası varmış, fabrikada kayıtları tutmak için muhasebeden anlayan eleman arıyor. Merkez ofisine gittim, konuştuk, 'Tamam,' dedi. 'Başlangıçta fazla ücret veremem, birkaç ay çalış, bakarız, ücreti tekrar konuşuruz. Nüfus cüzdanı suretini ve savcılıktan belge getir, hemen başla,' dedi. 'Bakın beyefendi,' dedim, 'benim memuriyetten savcılık kaydım var, bu yüzden belgeyi getiremem, bir şekilde yattım ve çıktım. Cezaevinde gördüğüm, anladığım, gerçek suçluların dışarıda olduklarıydı. Bu koşullarda kabul ederseniz çalışırım.' Patron benden birkaç yaş büyüktü, ya da öyle gösteriyordu. 'Mehmet Bey, anlıyorum, insan olanın başına her şey gelir. Ben bugün düşüneyim, yarın size kararımı bildiririm,' dedi. Ertesi gün sabah telefonla arayıp, 'Karar verdim, başlayabilirsin,' dedi ve başladım çalışmaya.

"Çalışma ortamı fena değildi. İki ay kadar çalıştıktan sonra, konuşmak için ofise çağırdı. 'Mehmet Bey, çalışmanızdan memnunum, bizim bu fabrikadan başka burada bir gübür fabrikası, İstanbul Osmanbey'de satış mağazası olan gömlek imalathanemiz ve Denizli'de bir kaynak suyumuz var. Suyun dağıtım yeri İzmir'de. Sizden ricam, İzmir'deki ofise gidip hesaplarını bir kontrol etmeniz. Aylardır oradan beş kuruş gelmediği gibi çalışanların ücretlerini de buradan ödüyoruz," dedi.

"Hazırlıklarımı yapıp İzmir'e gittim. İzmir'in yabancısıyım, ilk kez gidiyorum. Neyse, öğretmenevinde yer ayırttım, orada kalacağım. Su dağıtım şirketi, Ankara yönünden İzmir'e girişte bir depo ve ofisten ibaret bir bina. Ofisin yöneticisi patronun hemşerisiymiş, karısı ile birlikte çalışıyorlar; bir minibüs ve iki tane de dağıtım ve pazarlama elemanı. İlk bakışta bir aile şirketi görüntüsü veriyor. Ofis sorumlusunun adını şimdi anımsayamayacağım, Ömer diyelim gitsin, 'Ömer Bey,' dedim, 'burada yaklaşık bir senedir faaliyetiniz var, başlangıçtan bugüne kadar Denizli kaynaktan gelen su miktarları, satış evrakları, belgeler ne varsa görmek istiyorum.' Ömer Bey zaten ne amaçla geldiğimi biliyordu, sıkıntılı olduğu her halinden belliydi. Tüm dosyaları ve belgeleri getirip masanın üzerine bıraktı. Bu arada Ömer Bey'in karısının da gelişimden hoşnut olmadığını fark ediyordum. Pazarlama ve dağıtım elemanları ile konuşuyorum; 'Koskoca, İzmir gibi bir şehirde tek minibüsle, iki elemanla satış olur mu? Niye başka eleman alınmadı?' diye yokluyorum. Birbirlerinin yüzlerine baktıktılar, sonunda açık konuşmaya karar vermişler ki, anlatmaya başladılar: 'Abi, Ömer Bey burada başka eleman istemiyor.' 'Neden,' diye sordum; 'Ömer Bey patronun hemşerisi, karıkoca burada iyi maaş alıyorlar, başkalarını da istemiyorlar. Çok gelen oldu, patrona, gelen beğenmiyor, diye cevap veriyor, gelenleri gönderiyor,' dediler.

"Çalışma ortamını görünce sonucu az çok tahmin etmeye başlamıştım. Yaklaşık bir aya yakın zaman içerisinde hesapları, kayıtları iyice inceledim. Patron sıkça arıyor ve soruyordu 'durum ne' diye. Sonuç iç açıcı değildi, Ömer Bey su satış bedellerinin büyük bir bölümünü zimmetine geçirmişti. Patron, bir arkadaşı ile birlikte İzmir'e geliyormuş, 'Geldiğinizde her şeyi açıklarım, durum berbat,' dedim.

"Akşamüzeri patron geldi, 'Evet Mehmet Bey, anlatın, netice nedir?' Hazırladığım raporu uzattım; 'Gelen su bu kadar, satış miktarı bu, giderler ve harcamalar toplamı da bu kadar. Maalesef Ömer Bey'in zimmetinde şu kadar miktar görünüyor.' Zaten durumun farkında olduğu için beni görevlendirmişti. Sandalyede oturan Ömer Bey'e öfkeyle baktıktan sonra belinden tabancasını çıkarıp Ömer Bey'in kafasına dayadı. Ortam birden buz kesmişti, Ömer Bey korkudan titremeye başlamıştı. 'Ulan rezil! Hemşerimsin diye seni buranın başına getirdim, o kadar maaş bağladım! Utanmadın mı?' Ortam çok gergindi, patronun arkadaşı müdahale edip silahı aldı. Ömer Bey sandalyede eğilmiş, 'ben ettim, sen etme abi' diye yalvarıyor. Patron bana döndü, 'Ne yapalım bunu, ne diyorsun?' dedi. 'Karar sizin,' dedim. Ömer Bey'e dönüp, 'Bu paraları ödeyinceye kadar burada çalışacaksın, dağıtımda. Başka bir şeye karışmayacaksın, anladın mı?' dedi. Ömer Bey, kısık bir sesle, 'Tamam,' dedi. Bu arada üç tane yeni eleman da bulmuş, işe başlayacaklar. 'Mehmet Bey,' diye bana döndü, 'senden ricam, bir süre daha burada kal, daha merkezi bir yerde uygun bir bina kiralayıp işleri düzene sokuncaya kadar buranın idaresini sağla.' Kabul etmekten başka seçeneğim yoktu. Ankara'daki fabrikadan bir minibüs daha geldi, düzeni oluşturduktan sonra ben de Ankara'ya döndüm.

"Bu arada başlayan ekonomik krizden bizim patronun şirketleri de etkilenmeye başlamıştı. İstanbul'daki mağazada işler iyi gitmiyordu, kapatmaya karar verdi. Un fabrikasında da işler durma noktasına gelmişti. Gübür fabrikası günde üç vardiya çalışıyordu, ikiye indi. Son vardiyada ve gömlekte çalışanları işten çıkarmamış, ücretlerini ödemeye devam ediyordu. Ben de maaşımı ay başında almakta zorlanıyordum ve haftalık avanslar çekerek kurtarabiliyordum. Çankaya'daki dairelerden birisini satıp çalışanların ücretlerini ödemeye gayret ediyordu. 'Mehmet Bey,' dedi, 'ben bu fabrikaları, varlığımı bu çalışanlara borçluyum, bu durumda onları çıkaramam, gerekirse altımdaki arabaya kadar satarım, onların maaşlarını öderim. Görüyorsun, ekonomi dünyası krizde, bu krizden nemalanan fırsatçılar var. Zor durumda olan bizim gibilerin mallarını bedavaya kapatmaya çalışıyorlar, vurguncu bunlar.' Doğru söylüyordu, savaşlarda, afetlerde, bu tür krizlerde her zaman kazanan, karaborsacılar, spekülatörler olmuştur. Borçlarını ödeyebilmek için varlıklarını satmak zorunda kalanların mallarını yok fiyatına kapatırlar. Patronun dediği gibi, 'vurguncular' bunlar.

"İşler günden güne kötüye gidiyordu. Benim maaşımı bile ödemekte zorlanır duruma gelmişti. Daha fazla devam etmenin bir anlamı yoktu. 'Patron,' dedim, 'Durum ortada, fabrika durma noktasında, izninizle ben ayrılacağım.' 'Mehmet Bey, aylardır çalıştın, çabaladın. Sana zam yapamadım, kusura bakma. Bugünler geçecek, ticarette oluyor böyle iniş çıkışlar. Sen bilirsin,' dedi.

"Ve ayrıldım. Bir yıl içinde su şirketi dışında tüm varlıklarını satmış, ofisinde ailesi dışında çalışanı olmayan bir işletme. Kazananı VURGUNCULAR."

 

Bünyamin Pehlivan

 

Söyleşiler-1

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.
John Berger | Ressam Olmak
Louis Wain
Ada
Gece Defteri
Sıradışı Bir Asgari Müşterek: küçük İskender
Jean Baudrillard | Nefret
Şiirde Sansar Var!
Tomris Uyar | Çiçek Dirilticileri
Ümit Kardaş | Aşk Biter mi?
Ressamın Evi
Stan & Ollie
Abdülkadir Budak | Şairin 12\
Melih Cevdet Anday
Şairin 12\