
"Belki de yaş aldıkça en büyük pişmanlığımız, daha fazla konuşmamış olmak değildir; daha çok dinlememiş, daha sık sarılmamış, sevgimizi daha açık ifade etmemiş olmaktır."
Bazen insan, uzun süre hiçbir şey yazamaz. Çünkü kelimeler susmayı seçer; suskunluk ise çoğu zaman cümlelerden daha ağırdır. Sonra bir gün, hayatın beklenmedik bir köşesinde gelen bir haber, o suskunluğu bozar. Kalem yeniden ele alınır ama bu kez mürekkebi hüzündür.
Hayat boyunca birçok insanla karşılaşırız. Kimileri gelip geçer, kimileri ise farkına varmadan ruhumuzun bir köşesine yerleşir. Araya yıllar, şehirler, sessizlikler girse bile biliriz ki bir yerlerde, görünmeyen bir bağ hâlâ yaşamaktadır.
İnsan yalnızca kendi bedeninde yaşamaz. Onu sevenlerin hafızasında, dostlarının yüreğinde, çocukluk arkadaşlarının gülüşünde, eski bir sokağın hatırasında da varlığını sürdürür. İşte bu yüzden bir insanı kaybetmek, sadece onu toprağa uğurlamak değildir. O, içinde taşıdığı bize ait parçayı da beraberinde götürür.
Geriye kalan ise tarifi güç bir eksikliktir.
Boğazda düğümlenen bir sessizlik, yarım kalan bir cümle, söylenememiş bir teşekkür, gecikmiş bir özür... Bazen bir "ah" olur, bazen de yutkunamadığımız bir an. Geçer sanırız; oysa sadece bizimle yaşamayı öğrenir.
Hayatın en acı taraflarından biri de budur. Söylenecek sözler bitmez ama onları duyacak insanlar eksilir. Cümleler yetim kalır. Telefon rehberinde silinmeyen isimler, gidilemeyen evler, çalınmayacak kapılar, bir daha kurulamayacak sofralar... Sessizlik, bazen en uzun ağıttır.
Belki de yaş aldıkça en büyük pişmanlığımız, daha fazla konuşmamış olmak değildir; daha çok dinlememiş, daha sık sarılmamış, sevgimizi daha açık ifade etmemiş olmaktır.
Nedense sevgiyi hep yarına bırakırız. Kırgınlıkları büyütür, gururu yüceltir, zamanı ise sonsuz sanırız. Oysa her nefes, bir sonrakinin garantisini taşımaz.
Bu yüzden artık eski alışkanlıkları sürdürmenin bir anlamının olmadığına inanıyorum.
İnsanları düşüncelerine, inançlarına, yaşam biçimlerine ya da birbirinden farklı tercihlerine göre ayırmanın kimseye kazandırdığı bir şey yok. Hepimiz aynı faniliğin yolcularıyız. Sonunda geriye kalan, birbirimize nasıl davrandığımızdır.
Belki de cesaret, haklı çıkmakta değil, ilk adımı atabilmektedir; bir telefonu çevirebilmekte, bir kapıyı çalabilmekte, yılların sessizliğini tek bir "Nasılsın?" sorusuyla bozabilmektedir.
Çünkü hayat, ertelenemeyecek kadar kısadır; sevgi ise söylenmeyecek kadar değersiz değildir.
İnsan, sevdiğini hayattayken söylemeli.
Çünkü yarın, bazen hiç gelmez.





